Kronik Böbrek Yetmezliğine Dikkat

Böbrek yetmezliği nedir? Tedavi yöntemleri nelerdir? Kimler donör olabilir? Bu hafta 3-9 Kasım Organ Bağışı Haftası nedeniyle sizler için böbrek yetmezliğini ve naklini konu alan bir röportaj gerçekleştirdik. Merak ettiğimiz tüm soruları İstanbul Üniversitesi – Cerrahpaşa, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurhan Seyahi’ye sorduk.

Böbreklerin, metabolizma artıklarının vücuttan uzaklaştırılması, vücudun sıvı dengesinin
sağlanması, kan basıncının ayarlanması, bazı hormonların sentez edilmesi gibi birçok
farklı görevi vardır. Böbreklerin bu görevleri yerine getirememesi, yani fonksiyonlarının
bozulması durumunda oluşan tabloya, böbrek yetmezliği veya böbrek yetersizliği denir.
Böbrek yetmezliği, günler veya haftalar gibi kısa bir sürede ortaya çıkarsa akut böbrek
yetmezliği, 3 ay veya daha uzun süre devam ederse kronik böbrek yetmezliği olarak
adlandırılır. Genel olarak akut böbrek yetmezliğinin belli bir süre sonra iyileşmesi
beklenir. Kronik böbrek yetmezliği ise genellikle ilerleyici bir durumdur.

Nasıl teşhis edilir?

Böbreğin fonksiyonlarını yerine getirme derecesi, glomerül filtrasyon miktarı (glomerular
filtration rate –GFR-) testi ile belirlenir. GFR dolaylı olarak 24 saatlik idrar biriktirerek
kreatinin (kas kasılması için gerekli bir aminoasit olan kreatinden türeyen bir bileşiktir)
klirensinin (kanda temizlenme hızı) ölçülmesi ile belirlenebilir. Ancak kreatinin klirensi
testi için idrar biriktirmek zaman alıcı ve zahmetli bir yöntemdir. Ayrıca idrar toplamanın
tam yapılamaması sonucu yanlış sonuçlar elde edilebilir. Bu nedenle kandaki kreatinin
seviyesinden olası GFR değerini hesaplamaya yarayan bazı formüllerden de
yararlanılabilir. Örneğin MDRD formülü ile GFR değeri hesaplanabilir. Bu formüle birçok
çevrimiçi arama motorundan GFR, MDRD yazarak ulaşılabilir. Güncel tanımlamalara
göre GFR’nin 3 ay veya daha uzun süre 60ml/dk/1.73m2’ nin altında olması veya 3 ay
veya daha uzun süre böbrek hastalığının başka bir bulgusunun olması kronik böbrek
hastalığı olduğunu gösterir.
GFR düşüklüğü dışında idrarda protein veya albumin miktarının normal sınırların üstünde
olması (proteinürü, albuminüri), idrarda normalden fazla miktarda alyuvar bulunması
(hematüri) veya görüntüleme yöntemlerinde böbreklerde anormal bulguların saptanması
da kronik böbrek hastalığının bulgusu olabilir.
 
Bize biraz kronik böbrek yetmezliği hastalığının takibi ve tedavisinden bahseder
misiniz?
 

Öncelikle kronik böbrek hastalığı olan hastaların nefroloji hekimleri tarafından takip ve -
tedavi edilmesi gerekmektedir.
İdeal şartlarda GFR değeri 60ml/dk/1.73m2’ nin altında olan hastaların nefrolog
tarafından takip edilmesi önerilir; eğer bu mümkün olmamış ise hiç olmazsa hastanın
GFR değeri 30ml/dk/1.73m2’nin altına düştüğünde nefrolog takibine alınması gereklidir.
GFR’nin 15ml/dk/1.73m2’ nin altına düşmesi son dönem böbrek yetmezliği aşamasına
gelindiğini gösterir. Bu aşamadaki hastalar, potansiyel olarak böbreği yerine koyma
(renal replasman) tedavisine alınmak için adaydır.

Bu tedaviler hemodiyaliz (makine diyalizi), periton diyalizi (karın diyalizi) ve böbrek
transplantasyonudur (böbrek nakli). Hemodiyaliz için klasik olarak hastaların genellikle
haftada 3 kez bir hemodiyaliz merkezinde 4 saat boyunca hemodiyaliz makinesine
bağlanması gerekir. Gece hemodiyalizi, ev hemodiyalizi gibi farklı yöntemler de
uygulanabilir. Periton diyalizi için ise hastanın karnına yerleştirilen bir hortum (kateter)
yoluyla hastanın karın boşluğuna temiz diyaliz sıvısı konur ve bu 6 saatte bir değiştirilir.
Bunun dışında bazı hastalarda bu değişim sadece geceleri hasta yatarken bir makine
yardımı ile yapılabilir. Böbrek nakli ise canlı veya beyin ölümü gerçekleşmiş vericilerden
yapılabilir. Günümüzde canlıdan yapılan nakillerde doku gruplarının uyumu genellikle
aranmaz. Kan gruplarının uyumlu olması yeterlidir. Böbrek nakli yapılan hastaların nakilli
böbrek çalıştığı sürece bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçları kullanması zorunludur.
 
Hemodiyaliz ve periton diyaliz arasındaki farklar nelerdir ?

Hemodiyaliz ve periton diyalizi arasında yaşam beklentisi bakımından kesin bir üstünlük
gösterilememiştir. Ancak son yıllardaki bulgular periton diyalizinin, diyaliz tedavisinin
özellikle ilk yıllarında, hemodiyalizin ise daha sonraki yıllarda avantajlı olduğunu
düşündürüyor. Periton diyalizinde hastanın bir merkeze bağımlı olmaması sonucu daha
fazla seyahat özgürlüğü sağlaması önemli bir avantajdır. Ancak, bu yöntem dikkatli
uygulanmaz ise karın içinde infeksiyona yol açabilir (peritonit). Her iki diyaliz yönteminin
avantaj ve dezavantajları vardır. Hangi tedavinin uygulanacağı konusunda hekimin
önerisi ve hastanın kararına göre seçim yapılabilir. Böbrek nakli ise hem en uzun yaşam
beklentisini sağlaması, hem de en iyi yaşam konforunu sunması nedeniyle en seçkin
renal repasman tedavisidir. Kesin tedavisi yapılmamış kanser, aktif infeksiyon, yaşam
beklentisini kısaltan ağır hastalık varlığı gibi bazı durumlarda böbrek nakli yapılamaz.
Bunun dışındaki durumlarda böbrek fonksiyonları belli bir seviyenin altında inmiş
(genelde GFR için 20 ml/dk/1.73m2 sınırı kabul görmektedir) hastalar, böbrek nakline
uygunluk açısından değerlendirilmelidir. Ülkemizde ağırlıklı olarak canlı vericilerden nakil
yapılmakta olup ne yazık ki yeterli sayıda beyin ölümü gerçekleşmiş vericiden (kadaverik
nakil) nakil yapılamamaktadır.
Sonuç olarak böbrek hastalıkları sessiz seyretmeleri nedeniyle geç fark edilebilirler. Bu
nedenle özellikle risk altındaki kişilerin böbrek hastalığı yönünden tarama yaptırması
gereklidir. Kalp damar hastalıklarından korunmak için de böbrek fonksiyonlarının
korunması önemlidir. Böbrek yetmezliği son döneme ilerlerse yaşam şansı ancak diyaliz
tedavileri veya seçkin tedavi şekli olan böbrek nakli ile mümkün olabilir.


Röportaj :Ceylan ÇAKMAK